
İyi yöneticilerin iyi liderler olmasını bekleriz. Ancak liderlik kültürü ya da lider markası dolayısı ile de lider havuzu olmayan bir kurumun da dışarıdan tedarik dışında liderlik özellikleri gösteren iyi yöneticiler çıkarması pek kolay olmayacaktır, hele ki aynı başlık altında bir önceki yazıda bahsettiğim kötü yönetimin yaygınlığı altında. O halde kurumun lider kadrosunu yaratmak için bilinçli bir programının olması gereklidir. Bunun için de liderlik özellikleri üzerine kurgulanmış bir standarda ihtiyaç vardır.
O zaman iyi lider nasıl olmalı ve nasıl seçilmelidir? Bu sürecin kesinlikle Organizasyonel Gelişim kapsamında ele alınması gerekir yani kuruluşun başındaki kişinin kişisel özlemleri ve vizyonu tek başına yeterli değildir.
Her şeyin başında liderlik entelektüel sermaye gerektirir. Entelektüel sermayenin temel bileşenleri: alana özgü uzmanlık, deneyim ve sağduyudur. Güçlü bir entelektüel sermayeye sahip kişiler, bir sorunun ilgili bileşenlerine hızla odaklanırlar. Bu sorunu çözmek zorunda kaldıklarında içgüdülerine daha fazla güvenebilirler çünkü deneyim ve uzmanlık, sezgilerini daha veri odaklı hale getirir.
Konu burada yönetici seçimi ve yönetici işe almadan önce kurum içerisinden lider seçimi ile alakalıdır, dolayısı ile organizasyonda lider markası yaratmak gibi bir vizyon oluşmuşsa, daha önce bahsettiğimiz kötü yönetici kalıplarının artık burada çalışmıyor olması gerekir. Dolayısı ile liyakatsizlik, tarafgirlik, yerini koruma ve diğer tüm yanlışlıklar böyle bir süreçte bahis konusu değildir. Eğer bunlardan biri veya hepsinin varlığı devam ediyorsa lider markası yaratma süreci de göz boyama ve vakit kaybından öteye gidemez.
Ancak lider seçimi/belirlenmesi eğer bir sistematik üzerinde gitmiyorsa ne yazık ki subjektif görüşler ağırlık kazanabilir, bu da kavramın oturması ve başarılı bir şekilde çalışmasını engeller. Organizasyonlarda liderlik özellikleri gösterenleri bulmak aslında çok zor değildir. Görevinden bağımsız olarak liderlik potansiyeli taşıyan çalışanlar işlerine diğerler çalışanlara oranla daha fazla bağlılık ve tutku gösterir, sorumluluk almaktan kaçınmaz ve tutum ve davranışları ile yaptığı işte bir anlam arayışında olduğunu belli eder, sorunları ifade etmekten kaçınmaz, çözüm önerilerini de tereddütsüz ortaya koyar. Bazı durumlarda bu çözümlerini amirlerine bile haber vermeden uygulamaya geçirir. Kavramın yöneticilikle karışmaması için özellikle belirtme ihtiyacı duyuyorum ki liderlik özellikleri gösteren insanların diğer çalışanları güdülemesi ya da yönetmesi beklenmemelidir. Liderlikten anladığımız bu değildir, ancak diğer çalışanların motivasyonuna olumlu etkisinin olması insanlarla iyi ilişkileri sebebi ile sık görülür ve nihayetinde liderlik özellikleri gösteren çalışanların yaptığı işle ilgili hayal ve hedefleri olduğu onların enerjilerinden anlaşılır. Ancak bunlar tamamen gözleme dayalı ve hissiyatla ortaya konulabilen özelliklerdir. İşin standardize edilmesi amacı ile her kademe çalışanların ilk amirlerinden başlayarak takip edilmesi ve istenen yetkinliklerin performans takip sürecinde değerlendirilmesi işin başlangıç noktası olur. Bu yetkinlikler muhakeme gücü, karar verme, sorunları ve şirket vizyonunu işine yansıtma şeklinde özetlenebilir.
Pek konuşulmasa da liderlik başarısında fiziksel üstünlüklerin de etkisi olduğu; boy, giyim kuşam, kişisel bakım, konuşma, fiziksel görüntü gibi özelliklerin karşı tarafta belki de ilk etkiyi yaratmada önemli fayda sağladığı ileri sürülebilir. Genel olarak tüm bu özelliklere sahip olan kişinin karşı tarafta etki yaratmakta avantajı olduğunu kabul edebiliriz ancak tarih boyunca çok büyük liderlik özellikleri gösteren insanların, özellikle fizik açısından dezavantajlı olsa bile, diğer özellikleri ustaca kullandığı durumda eksik yönlerin liderlik üzerinde hiçbir etkisi olmadığı da görülecektir. Bu anlamda örnek olarak iri yapıya sahip Fidel Castro ile kısa boylu Napoleon Bonapart’ı ele alabiliriz. İki durumda da fiziksel avantaj veya dezavantajlar liderlik için bir engel veya kolaylaştırıcı bir etken olmamış durumdadır. Yani fiziksel özelliklerin avantajı duruma ve ortama göre var olabilir ama karizma, duygusal zeka ve IQ ile desteklenen, entelektüel altyapıya sahip, vizyoner bir kişinin fiziksel dezavantajları ortadan kaldırması çok zor olmayacaktır. Dolayısı ile ister iş hayatında ister siyasi yaşamda bir lidere yönelim olacaksa/biri liderliğe teşvik edilecekse, adayın fiziksel yapısını bir kriter haline getirmek doğru olmaz. Aynı şekilde fiziksel çekicilik de böyle bir kriter olmak için fazlası ile yavan kalacaktır. Önemli kriterlerin dil becerisi, duyguyu karşı tarafa aktarabilme, mimiklerin ve davranışların doğallığı ve tutarlılığı, düşünsel arka planın sağlığı ve lider adayının karsındakini dinleyip anlaması ve vizyon sahipliği olduğunu değerlendirmek durumundayız.
Bir kuruluşun kültürü, liderlerinin değerlerini, özellikle de kurucularının değerlerini yansıtır. Bu açıdan kurucudan sonraki liderlerin, son derece uyumlu ve yetenekli doğaçlamacılar olması önem kazanır. Lider markası kavramında her kademede lider kişilere sahip olmayı tercih ettiğimiz için organizasyon içerisinde liderlik özellikleri gösteren kişilerin otorite haline gelmeleri gerekli değildir. Ancak bu kişiler çevrelerini koordineli bir şekilde çalışmaya teşvik eden insanlar olacaklardır. Böyle bir anlayış kolektivist bir kültürde serpilir, dolayısı ile bireysel başarılardan ziyade takıma odaklanma vardır, sade ve alçakgönüllü liderlerin sayısı böyle bir ortamda kendiliğinden artar.
Tüm bunların ötesinde erkek egemen anlayışta erkek liderlere yönelik daha güçlü tercihler ve kadın liderlere karşı daha fazla direnç görülür. İçinde yaşadığımız çağda artık bu eğilimin de terk edilmesi zamanı gelmiştir. Bahse konu olan kadınlara pozitif ayrımcılık yapılması değil, kadın ve erkeğe aynı şartların ve şansların sağlanmasıdır. İlginç olan yöneticilik pozisyonlarında kadınların daha az varlık göstermesine yol açan erkek egemen anlayışta yönetim kademeleri dışında çalışıp, liderlik özellikleri gösteren kadın sayısı oldukça fazla olabilmektedir. Bu demektir ki böyle yapılarda yönetim kademelerinde kadınların temsilinin azlığına rağmen bu kademeleri besleyebilecek lider havuzuna sahip olan firma bu şansını elinin tersi ile itmekte ve organizasyonun başarı şansını kendi kendine azaltmaktadır.
Yukarıda açıklamaya çalıştığım sebepler nedeni ile organizasyonlar gün geçtikçe artan oranda yanlış lider seçme eğilimine girdiği için geleceklerini yanlış kişilere bırakmaktalar. Ticari işletmelerde bunun sebebini insan kaynakları birimlerinin gerçek işlevlerini kaybetmesi ve şirket iç politikalarının parçası olmalarından kaynaklı olarak lider takibi, seçimi ve yönlendirmesinde geriye düşmüş olmalarında aramak gereklidir. İnsan kaynakları yönetimlerinin Organizasyonel Gelişim kavramının dışına savrulması sebebi ile liderleri değerlendiren ve takip etmesi gereken kişiler, onları işe alan ve terfi ettiren kişilerle aynı kişiler haline gelirler. Bu da yanlış kişileri öne çıkarır.
Doğru liderleri kurum içinde bulmak, ya da kurum dışından işe almak için kuruluşların, liderlik performansını değerlendirmek amacı ile sağlam ölçümler oluşturması ve öznel yargılara olan bağımlılığı en aza indirmesi gerekir. Bir liderin performansı, kurumsal hedeflerin gerçekleştirilmesine yol açan eylemlerinin toplamıdır ve liderin performansının nesnel ölçümleri, bir kuruluşun, liderlik seçim sürecinin gerçekten işe yarayıp yaramadığını belirlemesine olanak tanır. Bu açıdan kuruluşların, günlük çalışan faaliyetlerini izleyerek ve ölçerek, potansiyel, katılım ve performansa ilişkin yeni sinyalleri ortaya çıkararak, yetenekleri değerlendirecek bir yöntem kurgulayıp uygulamasına ihtiyaç vardır. Bu yöntemler eğlenceli IQ veya kişilik testleri, oyunlaştırılmış değerlendirmeler, şirket içi pazarlama aktiviteleri ve insan analitiğini kullanma ve daha birçok yaratıcı uygulama ile gerçekleştirilebilir. Tüm bunlara ek olarak, daha iyi liderleri çekme ve işe alma yeteneği de dahil olmak üzere, yeteneklere çok daha derin ve daha geniş bir erişimden yararlanacak şekilde işe alım performansının değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu şekli ile işin ihtiyaç gösterdiği pozisyonları içerideki lider havuzundan karşılama imkânı doğacaktır. Lider havuzunun cevap vermediği durumda ise dışarıdan doğru lider adaylarının bulunup bünyeye katılması mümkün olacaktır.
Son olarak iyilik ve kötülük arasındaki geçişkenliğe bakmakta fayda var. Anlaşılan o ki doğamız kendi haline bırakıldığında iyiden kötüye giden yolu kötüden iyiye giden yoldan çok daha kolay ve hızlı katediyor. Bu belki güç kirlenmesi ve yozlaşma açısından kötü yöneticilerin sayısındaki fazlalığı da açıklamaya yarayabilir. Spor ve atletik yetenekleri de bu geçişi anlamak için kullanabiliriz. Prensip olarak herkes iyi bir sporcu olabilir ancak bu iyi bir sporcu olma ihtimalinin herkes için aynı olduğu anlamına gelmez. Liderlik kısmen doğa, kısmen yetiştirme ile ortaya çıkar, zorlu ve hataları düzelten tekrarlarla elde edilir, yani deneyimlerle gelişir demiş oluyorum. Bu gelişimsel deneyimler; temel EQ alanları içerisinde sorunlarla başa çıkma becerileri, stres yönetimi ve öz düzenleme olarak özetlenebilir.
Sonuç olarak lider markası yaratmak genellikle sınırlarının farkında olmayan insanların bunu keşfetmesine ve sınırlarını kontrollü bir şekilde iyileştirmesini gözetir.
Dünyamızın ve hayatlarımızın iyi bir yere evrilmesi her alanda iyi liderlere sahip olmakla mümkün olacaktır.


























