
İş dünyasının içinde bulunduğu anlar tehdit yarattığı kadar değişiklikleri de zorlamakta. Birçok yönetici, hantal yapılarla, çevik rakipler arasındaki manevra yeteneği farklılıklarının bilincinde. Buna rağmen normal zamanlarda büyük bir şok olmadan değişim çok kolay gerçekleşmiyor, büyük şoklarda da mevcuttaki tüm eski “kuralların” bozulabileceğini anlamak gerekiyor. İçinde bulunduğumuz durum da tam manasıyla bunu bize yaşatıyor.
Bu açıdan Pandemi sonrasındaki beş yılı Türkiye açısından üç ayrı başlıkta öngörmeye çalışmak doğru olacaktır: Birincisi değişen tüketici alışkanlıkları, ikincisi ABD odaklı meydana gelecek olan küresel politik-ekonomik değişiklikler, üçüncü ve son olarak da Türkiye’ye özgü sanayi odaklı büyüme kurgusunun başarısı.
Tüketici alışkanlıkları açısından öngörüleri şöyle sıralamak gerekiyor: Artan e ticaret ile satış noktaları mağazalarla birlikte bireyin evinden yöneteceği bir ortama dönüşüyor. Bu açıdan eğlence, paylaşım ve ticaretin birleşmesi dünya üzerindeki e ticaret içerik beklentilerini bir üst seviyeye taşımak üzere. Online satış sitelerinin yakın zamanda insanların alışveriş dışında birbirleri ile de iletişime geçebildikleri platformlara dönüşmesi mümkün. Salgın ile bilgi paylaşımının değeri katlanarak arttı. Ürün ve hizmetlerde insanı gözeten çözümlerin paylaşıma açılması sonucunda iş birliği içerisinde toplumların topyekûn ilerleme imkanlarının ortaya çıkacağını beklemek lazım. Gün geçtikçe dijital ortama uyum sağlayan tüketicilerin de önemli bir kısmı teknoloji kullanımını eğlenmek, eğitim almak, arkadaşlık ve sağlık tavsiyeleri açısından verimli hale getirmeye çalışıyor, bu amaçla yeni beceriler elde ediyorlar bu sayede de insanların bir kısmının ‘‘kendin yap’’ yöntemine devam edeceğini düşünmek yanlış olmaz. Bu bağlamda sadece ürün satmanın dışında, müşterilerin başkalarına daha az bağımlı olacak şekilde becerilerini geliştirmelerine yardımcı olacak çözümler üreten markaların başarılı olacağını öngörmek zor olmayacaktır. İş dünyası olarak ticaretin hiçbir zaman “insansızlaşmayacağını” da aklımızdan çıkarmamamız gerekiyor
ABD odaklı küresel ekonomik ve politik değişiklikler açısından öngörüler işe şu şekilde özetlenebilir: Uzakdoğu’nun teknolojik kabiliyetlerinin artması paralelinde küresel ekonomideki ağırlığının artması ile birlikte jeopolitik eksenin de Atlantik’ten Pasifiğe kayması ABD yönetim kurgusunda değişim taleplerini yükseltmeye başladı. 2020 yılındaki seçim kampanyasındaki işaretler bu taleplerin karşılık bulmaya başladığını gösteriyor. Bu doğrultuda ABD’de 2020-2030 yıllarını kapsayan ekonomik ve politik çalkantı beklentileri artmakta. Bu beklentilerin gerçeğe dönüşmesi durumunda küresel ekonomi ve siyasetin de etkileneceğini öngörmek doğru olur. Böyle bir ortamda ülkelerarası güç dengelerinin yeniden belirlenmesi doğrultusunda küresel ölçekte iş yapış tarzı ve iş birliklerinin de yeniden kurgulanacağını ve dijital yeteneklerle birlikte büyük değişimlerin geleceğini tahmin etmek mümkün. Böyle bir ortamda Türkiye’nin jeopolitik gerçekliklerinin Türk iş dünyası için fırsatlar ve tehditler yarattığını da yaşayarak göreceğiz.
Türkiye odaklı sanayi kurgusunun başarısı açısından öngörüleri de şu şekilde sıralamak mümkün: Türk sanayisi, mevcutta uluslararası rekabete cevap verecek şekilde bir sanayi planı yürürlükte olmasa da düşük kur ve salgın sonrası tedarik risklerinin dağıtılması eğilimleri açısından ilk hareketi alabilecek bir potansiyele sahip durumda. Bu ilk hareketi doğru değerlendirmek için verim, kalite ve hıza önem verecek olan firmalarımızın ekonomideki altyapı sorunlarının çözülmesi ve Türkiye’ye özgü sanayi programının belirlenmesi doğrultusunda küresel pozisyonunu sağlamlaştırma şansının bulunduğunu değerlendirmek mümkün. Bu açıdan Endüstri 4.0 ile gelmekte olan teknolojik imkanları, insan potansiyeli ile birleştirdiği noktada Türkiye’nin içinde bulunduğu coğrafi bölgenin küresel bir ağırlık merkezi olma ihtimali vardır. Firma özellerinde dijitalleşme çalışmalarının da bir akım olarak değil sorunları çözmeye odaklı şekilde kurgulanması ve uygulanması yakın gelecekte başarıya ulaşmayı kolaylaştıracaktır. Özet olarak salgın sonrasında oluşacak küresel ticari gelişmeler bağlamında genel olarak Türk sanayisinin, özel olarak firmaların, doğru veya yanlış kurgulanması anlamında bir karar noktasına gelindiğini anlamak durumundayız.
Son derece muğlak ve değişkenliklerle dolu gelecek beş yılda firmalar bazında ayakta kalabilmek, büyümek ve başarılı olabilmek için firma sahipleri ve yöneticilerin de yeni bir bakış açısına sahip olmaları gerekiyor. Bu bakış açısını da “Kaos Yönetimi” olarak özetlemek mümkün. Hızın ve verimin merkezde olduğu, teknolojinin ihtiyaçlar doğrultusunda doğru kullanıldığı, uzun dönemli katı planlamalardan çok, esnek ve değişkenliklere uygun, ortak akılla yönetilen yapılara evrilen organizasyonların gelecek beş yıldan korkması için ortada bir neden kalmayacaktır.
Bu kadar dinamik gerçekleşecek 5 yılda gelip geçecek trenlerden en azından birini iyimser olarak birkaçını yakalayabiliriz diye umuyorum.
BeğenLiked by 1 kişi