2023 Yazı itibarı ile Türk iş insanlarını neler bekliyor?

Genel Manzara
Türkiye, Avrupa ile Asya arasında stratejik bir kavşakta yer alan, uzun ve zengin bir tarihe sahip, kadim uygarlıklarla iç içe geçmiş bir ülke. Küresel güç kaymasıyla birlikte artık bölgede önemli bir güç olarak kabul ediliyor. Ancak Türkiye, siyasi istikrarsızlık, ekonomik eşitsizlik ve büyüyen sığınmacı krizi gibi bir dizi büyük problemle de karşı karşıya.
Ne yazık ki 2023 seçimlerinden sonra Türkiye’nin siyasi istikrarsızlık ve ekonomik gerileme döneminin devam ihtimali artmış durumda. Ülkenin ekonomik zorluklarını yönetme yeteneği ve sığınmacı-kaçak krizini ele alma isteği dahil olmak üzere bir dizi faktör geleceğini etkileyecek önemde. Türkiye bu zorlukların üstesinden gelebilirse, dünya sahnesinde önemli bir oyuncu olma potansiyeline sahip, ancak mevcut tüm siyasi aktörlerin sorun çözme yeteneklerinin düşük olması ve yeni sorunlar yaratma potansiyelleri bu ihtimali oldukça fazla azaltıyor. Bu şekli ile de Türkiye’nin bölgede bir istikrarsızlık kaynağı haline gelme olasılığı, bölgesel güç olma olasılığından daha fazla diyebiliriz.
Diğer tarafta dünyanın geleceği de belirsiz durumda. Özellikle batılı ülkelerde önemli bir liderlik sorunu mevcut. Bunun sonucu olarak Çin ile artan gerilimde zaman içerisinde batılı demokrasilerin otoriterleştiğini görme ihtimali artıyor. Batılı ülkelerde yapısal değişiklikler ve otoriterliğe kayma emareleri hissedilirken, Çin’in baskı rejimlerini nüfuz altına almak için ekonomik, siyasi ve askeri alanda desteklemesi, Türkiye gibi bir ülke için büyük riskler taşıyor. Tüm bunların üzerine iklim değişikliği, terörizm, güç savaşları, göç ve ekonomik eşitsizlik dahil olmak üzere bir dizi sorun da uluslararası ilişkilerde karmaşayı arttırıyor. Türkiye bu ortamda mevcut siyasi aktörlerin kendi elleri ile yarattığı sorunların da eklenmesiyle birlikte kendi sorunlarına gömülmüş şekilde, dünyada olup bitenlerden kopmuş bir iç gündemle tüm enerjisini on yıllardır tüketiyor. Bu hali le de Türkiye küresel jeopolitik çatlaklardan kendini koruyabilecek bir savunma mekanizması geliştirmekten oldukça uzak görünüyor.
Bütün bunlara rağmen ülke, yabancı yatırımlar için büyüyen bir pazar, genç ve büyüyen bir nüfus, stratejik bir konum ve düşük maliyetli bir iş gücü dahil olmak üzere bir dizi rekabet avantajına halen sahip durumda. Ancak ülkenin dünya sahnesinde önemli bir oyuncu olması için, liyakatli kadroların öncülüğünde adalet sisteminde, devlet politikasında ve siyasi yapısında önemli değişiklikleri hızlıca uygulamaya koyması gerekiyor. Durum bu iken, 2023 seçim sonuçları bu gerekliliği bir kenara koyarak değişim için gerekli olan toplumsal motivasyonu ortadan kaldırmış oldu.
Adalete güvenin düşük olduğu bir toplumda, dar bir kitlenin etrafında yaratılan büyük eşitsizlikler genele çok hızlı yayılır. Bunun üstüne liyakatsiz yönetim sadece devlet ve siyasi kadrolarda kötü etkisini göstermekle kalmaz, yozlaşmanın yaygınlaşması ile birlikte özel sektörde de düşük potansiyelli yönetim anlayışını hakim hale getirir, eş-dost, tanıdık sarmalı ile kısıtlanan yaşam alanlarında inovasyon, vizyon, gelecek vb kavramlar anlamlarını yitirir. Dolayısı ile Türkiye politik sistemindeki yapısal hastalığı artık iş hayatına da taşımış durumda diyebiliriz. Her ne kadar bu olumsuzluklar iş insanlarının hayatlarını zorlaştırsa da kararlı ve bilinçli yönetimler, sorumluluk alanlarında doğru çözümlerle işlerini sürdürme ve kötü gidişattan korunma yollarını bulabilirler.
İş Hayatı
Türkiye için 2023’te savunma sanayi dışındaki sektörlerde önemli zorlukların devam edeceğini öngörmek zor değil. En büyük pazarımız AB’deki büyüyen durgunlukla birlikte artan fiyat rekabeti ve marjların baskılanması, maliyetlerin düşürülmesine yönelik aksiyonların artmasına yol açıyor. Bu da özellikle verim artışını çok fazla gözetmeyen Türk iş hayatında işverenlerin tercihleri doğrultusunda yetenek kaybı, iş gücünde fiziki ve motivasyon aşınmasına evrilebilecek süreçleri tetikleyebilir. Bu durum Türk ekonomisindeki ağır sorunlarla birleşince yöneticilerin ve iş sahiplerinin işleri ile ilgili oldukça sarsıntılı bir döneme girdiğimizi söyleyebiliriz.
Yüksek enflasyonun kısa zamanda tek hanelere düşmeyeceğini de kabul edersek, Türkiye’de varlık gösteren firmaların yatırımlarını durdurduğu, faaliyet dışı gelirlerin tekrardan gelir tablolarında ortaya çıktığı, rantın yükselen değer olmaya devam ettiği bir ortamda yönetimlerin de büyüme ve inovasyon gibi konular yerine finansal korunma bakış açısına geri döneceğini düşünmek olası.
Kısacası Türk iş hayatı siyasetin yarattığı ağır sorunlar ve çözümsüzlük nedeni ile içinde bulunduğu türbülanstan en az 3-5 sene daha çıkamayacak gibi görünüyor. Bunu jeopolitik kırılganlık ve Avrupa’daki süregiden savaş da besliyor ve beslemeye de devam edecek. Son 7 senedir üst üste krizler yaşayan bir ekonomide durumun devam ediyor olmasının kısa ve orta vadede çok yıkıcı sonuçları olabileceğini de hesaba katmak gerekiyor.
2001 krizinde iç pazarda güçlü olan firmalar krizi fırsata çevirerek ihracata ve yurtdışı yatırımlara yönelmiş ve krizden güçlenerek çıkmıştı. Sonrasında da iç pazar ve ihracat dengesi gözetilerek görece istikrarlı bir ekonomi ve kur ile büyüme sağlanmıştı. 2023 itibarı ile bu seçenek ana pazar AB’deki durgunluk ve küresel pazarlardaki jeopolitik gerilimler nedeni ile riske girmiş durumda. Dış satımda risk büyürken 2021 sonu itibarı ile kurdaki büyük hareketle tetiklenen ekonomik sarsıntının yurtiçi satınalma gücünü büyük miktarda aşındırması firmaların seçeneklerini zora soktu. 2023 seçim sonuçlarına yoksullaşmanın yansımamış olması, ekonomik sorunlara acil ve kalıcı çözümlerin gelmeyeceğinin de işaretlerini veriyor. Bu sorunların iç tüketimde büyük bir aşınma yaratması ve bunun devam edeceği gerçeği firmaların dışsatım – iç tüketim dengesinde kaçış alanını daraltıyor. Bu durumda iş dünyasının kendine küresel alanda yeni pazarları bulup açması gerekiyor, ancak bunun için gerekli olan kaslara da Türk sanayisinin büyük bir kısmı sahip değil.
Son 20 yıllık dönemde Türk sanayisi savunma sektörü dışında teknolojik bir atılım gösterememiş, belli bir sanayi programı olmadan iş gücü ağırlıklı, düşük verim ve ortalama kalite ile günü kurtarırken, 20 sene önceki dinamizminden uzaklaşmış durumda. Bu da yukarıda bahsettiğimiz riski dağıtma ve yeni pazarlara girme imkanını zora sokuyor.
Türk siyasetinin uzun dönemdir başka bir gerçeklikte yaşamayı tercih etmesi ve toplumun tümünün çıkarları yerine, dar bir kesimin ekonomik geleceğini gözetmesi nedeni ile iş sahiplerinin mevcut koşullarda kendi yollarını çizip doğruları bulması ve yeni imkanlar yaratması gerekiyor. Bu zorlu şartların da yeni yaratıcı çözümlere yol açma ihtimalini değerlendirmek lazım. Bu yaratıcı çözümleri içinde barındırabilecek bazı konulara göz atarken seçenekleri de aşağıdaki gibi sıralamak mümkün:
1. İşe alımlarda artış olmayacak
2023’te kurumsal yapılar beyaz yaka pozisyonlarında tam zamanlı çalışanlar için yeni kadrolar açmadan eksiklikleri tamamlamanın bir yolu olarak dışarıdan temin yöntemini benimseyebilir. Bunu doğru bir şekilde uygulamak için de;
- Çalışanların şirket içi yetenek hareketliliğini teşvik etme yolu bir seçenek olarak değerlendirilebilir.
- Yeni çalışanlar maliyet baskısı nedeni ile ilk tercih olmayacağı için, yüksek öncelikli pozisyonlara yönelik belirli becerilere sahip profesyonellerin dışarıdan hizmet temini ve geçici işçiler gibi alternatif yöntemlerden yararlanma imkanları aranabilir.
2. Hibrit yaygınlaşması.
Masa başı çalışanlar için hibrit çalışma kalıcılaşmış durumdayken, üretim ve sağlık hizmetleri gibi ön saflarda çalışanlar için de yeni esneklik çözümleri uygulamak mümkün. Bu noktada mevzuatın izin verdiği ölçüde öne geçen aracı kurumların ağırlığı artabilir. İş dünyasında kısa dönemde mavi yaka işleri için de yaratıcı çözümleri devreye alması gereklilik halini alabilir.
3.Yöneticiler maliyetler, satış baskısı ve çalışan beklentileri arasında sıkışacaklar.
Bu dönemde iş ve insan yönetmenin daha da zorlaşacağını kabul etmek gerekiyor. Türk şirketleri için verim birinci öncelik olmak zorunda, şirket bazında tasarruf oranları yeni KPI olarak yönetimlerin önüne konulursa yapıların ekonomik sağlığı artacaktır. Bu nedenle danışman ve profesyonel dış destek ve/veya bağımsız yönetim kurulu üyelikleri her çapta şirket için göz önünde bulundurulması gereken bir konu haline geliyor. Nakit yönetimi ve nakit varlığı en önemli konulardan biri olmaya devam edeceği için de bu konunun kurum kültürünün önemli bir parçası olacağını beklemek mümkün.
Enflasyonist ortamda rant gelirlerinin şirket finansallarına geri dönmesi, kredi, faiz ve kur problemleri tepe yönetimlerinin daha fazla finans yönetimi gözlüğünü kullanmayı zorlayabilir. Bu şekli ile tepe yönetimlerde 1980’lerin vizyonu düşük-dar kalıplı ve finans odaklı bakış açılarının yaygınlaşması ve bunun mevcut çalışan kuşaklarla çatışmasının firmalarda performans düşmesi ve yetenek kaybına yol açabileceğini öngörmek mümkün. Bilinçli yönetimlerin bu tuzaktan uzak durması işlerinin verimli ve sağlıklı idaresi için önemli bir konu olarak duruyor. Bunun için de firmaların açık vizyonlu yöneticilerle çalışırken, profesyonel dış destek opsiyonlarını da gündemde tutması gerekiyor.
Sonuç itibarı ile mevcut ekonomik şartlarda ana odak sektörden bağımsız olarak verim ve hız olmalıdır. Finansal konular da bu vizyonu bozmayacak ve kültürü kapalı hale getirmeyecek şekilde yönetilmelidir.
4. İşe yerleştirmede yeni yollar lazım
Yetenek avcılığı sektördeki sorunlar sebebi ile işveren ve iş arayan için faydasını bir süredir yitirmiş durumdaydı. İçinde bulunduğumuz dönem özellikleri sebebi ile bu sektörde doğru adayın doğru işe önerilmesi konusunda pragmatik değişikliklere ihtiyaç duyulacaktır. Herşey değişirken bu sektörde yöntemlerin değişmiyor olması, sektör çalışanlarının da yetkinliklerinin ihtiyaçları karşılamaması önemli problemler olarak öne çıkıyor. Bu sadece Türkiye’ye özgü bir problem değil benzer aşınma Avrupa’da da süregeliyor.
Sektör oyuncularının bunun sebepleri ve çözüm yolları üzerinde çalışması gerekirken, kurumların da teknolojik çözümler ve sosyal ağlar üzerinden yetenek bulma ve işe alma becerilerini geliştirmeleri gerekiyor. Kurumsal yapılar yıllardır yetenek kanallarını genişletmenin ve çeşitlendirmenin stratejik değerinden bahsediyor ancak bu yönde hissedilen bir iyileşme maalesef yok. Geleneksel kaynak bulma yöntemleriyle yetenek ihtiyaçlarını karşılamada sorun yaşayan yapılarda bunu değiştirmek için en doğru zaman şu an olabilir.
2023’te kritik rolleri doldurmak için kurumların, adayları eğitim bilgileri ve önceki deneyimleri yerine yalnızca rolü yerine getirmek için gereken becerilere göre değerlendirme ile ilgili yeni yöntemler bulma konusunda çalışmaları gerekiyor. Bu noktada da kalıplaşmış anlayışlar yerine farklı bakış açıları ve geçmişe sahip dahili veya harici adaylara doğrudan ulaşmanın yollarına bakmak fayda sağlayabilir. Çalışan arayışında kalıplaşmış ön kabulleri firmalar bazında elden geçirmek ve bu noktada firma becerileriyle orantılı olarak yapay zeka destekleri kullanacak şekilde IT ve IK birimlerinin ortak çalışmasını teşvik etmek iyi bir yönetsel tutum olacaktır..
5. Sürdürülebilirlik moda terim olmaktan çıkıp hayatın gerçeği olmalı
Türkiye’de 2018 yılından bu yana karşılaştığımız toplumsal, ekonomik ve politik türbülans, işyerlerinde üretkenlik ve performansta azalma, işten ayrılma ve işyerinde mutsuzluk ve motivasyon eksikliği olarak kendini gösteriyor.
Bütün bunların üstüne moda terimlerin altyapısını hazırlamadan yönetsel zorlamalarla kuruma giydirilmesini artık bir kenara bırakmalıyız. İşlerimizi insanlarla idare ediyorsak her şeyden önce iç süreçlerimizden başlayarak markamıza kadar tüm yapımızı insanlaştırmanın yollarına bakmalıyız. Bunun için de tepe yönetimden başlayarak işin anlamı ortaya konulmalıdır. 1980’lerin vizyon-misyon-değerler kalıplarını artık dolaba kaldırma vakti geldi.
6. Kuşak konusunda tek odak zarar getirir.
Yine moda şekli ile Z kuşağının iş hayatında yaygınlaşması ve müşterilerin de artan oranda Z kuşağından olduğu savları işe bakış açımızı derinden etkiliyor. Genç kuşaklara yönelik bu odak yanlış olmasa da tek odak olması zarar verecektir. Herkesin gözden kaçırdığı hem Türkiye’de, hem de Avrupa’da 30-55 yaş aralığında çok büyük bir kitlenin olması durumudur. Dolayısı ile hem çalışan tarafında hem de müşteri tarafında bu yaş aralığının işimizi çok büyük oranda etkilediğini ve en azından önümüzdeki 10 senelik performansımızı belirleyeceğini gözden kaçırmamak gerekiyor.
Sadece Z kuşağının değil, herkesin sosyal becerileri 2020’den beri aşınmakta. Tükenmişlik, bitkinlik ve kariyer güvensizliği performansı düşürüyor. Yalnızca Z kuşağına odaklanmak sorunu doğru şekilde çözemeyecek. Kurumlar profesyonel süreçlerini tüm işgücü için yeniden tanımlamak zorunda.
Bu şartlarda, kritik yetenekleri elde etmek ve elde tutmak, tüm çalışanları bütünsel olarak desteklemek ve çalışan verilerini etik bir şekilde toplayıp kullanmak gibi işin en kritik yönlerini ele almayı başaran kurumlar, tercih edilen işverenler olarak kendilerini farklılaştırabilecekler.
Şirketler, bu eğilimlerin önüne geçen ve ortaya çıkan zorlukları proaktif bir şekilde ele alan güçlü iş stratejileri tasarlayarak kendilerini gelecekteki başarı için konumlandırabilirler.
İşimiz zor ama yapabileceklerimizin sınırı yok.