2023 +

İş yönetiminde her yıl, son çeyrek, gelecek yılın bütçesinin çalışıldığı bir dönemdir. Ülkemizde uzun seneler sadece enflasyonun ve döviz kurunun bir sonraki sene ortalama ne kadar olabileceği ile ilgili tahminleme yapılır, belirlenen satış stratejine göre de satış adetleri ve iş planı oluşturulup bütçe bağlanırdı. Ancak 2020 yılından bu yana bütçeleri döviz ve enflasyon tahmini ile sınırlama lüksü ortadan kalktı. Artık bunların yanı sıra uluslararası politika ve çatışmalar, jeopolitik riskler, enerji tedariği, ülkelerdeki politik tercihler, doğa sorunları ve salgınlar ile kuşak farklılıklarının yarattığı değişiklikleri de göz önüne alıp ona göre kısa ve uzun stratejiye yön vermek ihtiyacı duyuyoruz ve bunu sadece bizler değil artık tüm dünya yapmak zorunda.

2023 ve sonrasında bütün kararlarımızı etkileyebilecek önemli etkenler gözden geçirmek sağlıklı bir iş yönetiminin olmazsa olmazı haline geliyor bu şekli ile ana başlıkları aşağıdaki gibi toparlamak mümkün.

Dünya Politikası:

Ekonomik ve politik güç ekseninin uzak doğuya kayması ile birlikte 2021’de konteyner ve çip krizi ile yüzünü gösteren devletlerarası örtülü ve dolaylı çatışmadan sonra, 2022 Şubat ayında Rusya’nın Ukrayna’yı işgaline de şahit olduk. Yaşanan insanlık dramının dışında iş yaşamına etkileri uzun sürecek olan yeni bir dönem de böylece başlamış oldu.

Bu sürecin sonunda oluşabilecek üç ihtimal var:  

1) ABD istediğini alacak, tükenmiş Rusya’yı yanına çekip batı koalisyonunu kontrol altında tutarken yeni hedef olarak Çin’i kuşatacak ve küresel güç mücadelesinde bildiğimiz yollardan devam edecek. Güç kayması birkaç on yıl ileriye atılacak.

2) AB ve ABD birlikteliği sürece dayanamayıp bozulacak ve Rusya’ya Avrupa’da ve özellikle Balkanlarda yeni alanlar açılacak. Bu da başta Türkiye olmak üzere hiç kimsenin yararına olmayacak. Dünya yeni bir baskı rejimi dalgası ile karşı karşıya kalacak. Batı demokrasileri de bu yola girecekler.

3) Savaş modern bir Thukydides tuzağına dönüşecek ve sonuçtan Çin fayda sağlayarak çıkarken yeni hegemon olarak güç kaymasını hızlandırarak, liderliği ele alacak. Çin’in bu yeni durumunun dünyaya ne getireceği ne götüreceği henüz net değil. Çin’in otoriter yönetiminin de yaratıcılığı kısıtlaması sebebi ile teknolojik üstünlüğünü koruyup koruyamayacağı tartışılır. Yeni egemen olarak otoriter yönetimlerle işbirliği yapma tercihi de güç odağı olarak devam etmesini zorlaştırabilir. Çin’in yükselişiyle yüzyılın sonunda ABD de sorunları ile boğuşan sıradan bir ülke haline dönüşür.

Bu üç seçenekten hangisi gerçekleşecek şimdiden kestirmek güç ama kesinlikle 2022‘de olanları 2030’ların başına kadar sürecek olan kaosun habercisi sayabiliriz. Bu kaos ortamı da iş yaşamını belirsizliklere boğarken rekabeti zorlaştıran bir faktör olarak yöneticinin gündeminde yerini koruyor olacak. Bu hali ile güç odağı kaymasına yol açan büyük bir kırılmanın tam ortasındayız denilebilir. Türkiye de coğrafi konumu nedeni ile bu kırılmanın en önemli hatlarından birinin üzerinde. Hata yapması durumunda çok ağır bedeller ödeyebilir. Ama doğru yönetirse de bu kırılmadan kazançlı çıkan ülkeler safına geçebilir.

Bu bağlamda Türkiye’nin 2023 seçimleri ile birlikte iç barışını sağlayıp odağını ekonomik ve sosyal kalkınmaya vermesi, topyekûn bir kalkınma hamlesine yönelmesi gerekir. Rusya-Ukrayna savaşının olumsuz seyrini düşünerek ana pazarı olan AB’de ekonomik çökme olasılıklarını doğru değerlendirip pazar alternatifleri yaratarak riskini dağıtması gerekir. Bu şekilde bir odaklanma için iç barış dışında, başta adalet sistemi olmak üzere tüm kurumsal yapılarda hızlı ve doğru iyileştirmeler yapılmalı, ekonomik problemler de planlı kalkınma ile hızlı bir şekilde ortadan kaldırılmalıdır.  

Yetenek kıtlığı:

Batılı ülkelerde daha çok hissedilse de beyaz yaka ve özellikle genç nüfusta “istifa” dalgasının büyümesi, Türkiye bazında da özellikle bilişim teknolojileri alanında insan kaynağının kıtlığı, siyasi ve sosyal sorunlar nedeni ile nitelikli iş gücünün yurtdışına kaçışı, işsizliğin yüksek olduğu Türkiye’de nitelikli çalışan bulmayı zorlaştırdı. 2022 itibarı ile iş hayatı bu konuda çok zorluk çekti. Çözüm olarak freelance denilen dış kaynak kullanımı ve buna yönelik olarak yetenek haritalaması iş liderlerinin gündemine girdi.

Hibrit veya sürekli evden çalışma opsiyonlarını yöneticiler maliyetler açısından çok olumlu bulsalar da yöntemin çalışan üzerindeki psikolojik etkileri göz ardı edildiği için motivasyon ve mutlulukta düşüş, iş birliği ve takım çalışmasından uzaklaşma vb gibi türlü yan etkiler çalışma hayatında görünür oldu. Ancak henüz ve maalesef 2022 itibarı ile iş liderlerinin büyük çoğunluğu bu uygulamaların dezavantajlarını görüp tedbir alma konusunda yeterli motivasyona sahip değiller.

Bütün bunların ötesinde de artık Z kuşağı dediğimiz kuşak çalışma hayatında etkin olmaya başlamış durumda. Gerek kuşağın alışkanlıkları ve hayat algılayışı gerekse de dönemin şartları sebebi ile çalışma koşulları sabah 08:00, akşam 18:00 kalıbının dışına çıkmış halde.

Öncesinde bir kişi emekli olana kadar tek bir iş yerinde çalışırken, bundan 5-10 sene öncesine kadar çalışanlar çalışma hayatları boyunca en az 4-5 iş yeri değiştirmeye başladı. Günümüzde ise çalışanların aynı anda birden fazla işte çalışmalarının yolu açılmış bulunmakta. Buna örnek olarak İngiltere’yi verebiliriz. Ülkede çalışanların haftalık çalışma saatlerinin %20’sinde ikinci bir işte çalışmalarına yasal olarak izin verilmiş durumda.

Dijital teknolojilerin de devreye girmesi ile birlikte bir çalışanın birkaç farklı iş kolunda aktif olup para kazanmasında artık bir engel kalmamış durumdadır. Türkiye’nin de değişen bu koşullara uyum sağlayacak şekilde çalışma kanununda düzenlemelere gitmesi gerekir. Ancak odağı seçim olan hükümetin bunu mevcut durumda yapması mümkün olmasa da iş liderlerinin artık çalışanlarının sadece kendilerine çalışmayacağı gerçeğini kabullenmeleri gerekiyor. Hatta bazı durumlarda bunu teşvik bile etmeleri iyi olabilir.

Sonuçta ekonomik olarak zor bir dönemden geçiyoruz ve yukarıda özetlediğim dünya politikasındaki gelişmeler de insanların hayatlarını her gün daha da zorlaştıracak sorunları birlikte getirmekte. Bu hali ile çalışanların tıpkı kişisel yatırımlarını farklı alanlarda değerlendirip riski azalttığı gibi gelirini de farklı yerlerden sağlayıp hayat riskini azaltması, o çalışanın daha mutlu, daha güvenli ve hatta daha bağlı bir çalışan olmasına yol açabilir. Bunu doğru yönetebilmek amacı ile yeni performans takip sistemlerinden haberdar olup bunları uygulamaya koymak yöneticilerin yapması gereken en iyi çözüm olarak ortada duruyor.

Tedarik zinciri:

Pandemi sonrası dönemde yaşanan tedarik zinciri problemleri, Ukrayna savaşı ile yaygınlığını arttırdı. Çin’in Tayvan konusundaki planları ve ABD’nin bu yöndeki kışkırtmaları da Jeopolitik kaynaklı yeni krizlerin geleceğini haber vermekte. Bu açıdan AB ülkeleri tedarik zincirlerinde Çin+1 hatta Çin+2 opsiyonlarını devreye almaktalar. Bu tanımdaki kasıt Çin’den tedarik sürerken ek olarak bir ya da iki farklı ülkeden de tedarik kanalı kurmak ve işler halde devamını sağlamak. Bu Çin +1, Çin + 2 planlarında ismi geçen ülkeler Vietnam, Mısır ve Türkiye’dir. Ancak Türkiye’nin içinde bulunduğu bunalımlı dönem ve sorunlu adalet sistemi şansını azaltmaktadır.

Türkiye’de ekonomik ve sosyal hayatın normalleşmesi durumunda en güçlü alternatif rota Türkiye olacaktır. Bu hali ile Türkiye’nin kara taşımacılığı yanı sıra deniz taşımacılığında da büyük bir hamle yapması bu bağlamda da devlet politikası olarak denizcileşme programını planlayıp uygulaması önem kazanmaktadır. Türkiye sadece donanması ile değil sivil hayatın tüm unsurlarında denizci etkisini hissetmelidir. Türkiye denize çıktığı oranda refah ve gelişimi artacaktır. Denizcileşme politikaları uygulanmaya başladığı noktada sanayi yeteneklerinde de büyük artış olacaktır, bunun da işsizliğin azalması refahın artmasına yol açacağını tahmin etmek zor değildir.

Buna paralel Türkiye’nin bölgesindeki ülkelerde demokratik rejimlerin yaygınlaşması ve bölgesinde barışın sağlanması konusunda aktif rol alması gerekecektir. Böyle bir rol de Türk iş insanlarına yeni kapılar açacak, Türkiye bölgedeki nüfuz alanlarında ekonomik genişlemesini yapabilecek bir imkana kavuşacaktır.

Şirketler özelinde de 2023 ve devamında yüksek verim, uygun fiyat ve yüksek kalite dışında, kesintisiz tedarik ana şirket hedefleri olmak zorundadır. Bunu da başarabilmek için firmaların müşteriler ve tedarikçilerini kapsayan bir ekosistem yönetimine geçmeleri gerekir. Dolayısı ile ego sistem yerine ekosistem ‘e yönelen iş organizasyonları gelmekte olan büyük değişim ve dalgalanma dönemine daha hazırlıklı girecektir.

Bir önemli husus da önümüzdeki 10 yıllık dönemde AB içerisinde binlerce küçük ve orta ölçekli işyerinin sonraki nesile aktarımı mümkün olamayacağı için kapatılması, satılması veya tasfiye olacak olmasıdır. Türkiye’nin yönetimindeki ciddi sorunlar nedeni ile son birkaç yıldır artan oranda nitelikli işgücünü batılı ülkelere kaçırmasının belki bu anlamda bir faydası görülebilir. Yurtdışında hatırı sayıda bir Türk diasporası oluşmuş durumdadır. Bu kitleler nitelikli iş gücü olmaları nedeni ile önümüzdeki dönemde AB ‘de ortaya çıkacak söz konusu iş devirlerinde aktif rol alabilir. Türk Devleti’nin bu konuda yurtdışında yaşayan vatandaşlarını yalnız bırakmaması ve bu işlerin devralınması ile ilgili stratejiler belirleyip uygulamaya koyması da en büyük pazarımız AB‘de Türk iş gücünü büyütecek ve ekonomik anlamda büyük faydalar sağlayabilecek bir gelişme olacaktır.

Sürdürülebilirlik :

AB’nin “Yeşil Anlaşma” ile karbon ayak izini yarılama programı bu senenin başında Türkiye’nin dikkat etmesi gereken bir konu iken, Ukrayna krizi sonrası ortaya çıkan enerji fiyatlarındaki artış bu konuda daha hızlı ve toplumun geneline yayılan bir politika ihtiyacını zorunlu kıldı.

Türkiye enerji kaynağını ithal eden bir ülke olmasına rağmen enerji tüketiminde oldukça hovarda bir ülke. Konutlardaki enerji yönetmeliklerinden başlayıp trafik problemine kadar bu konuda bol keseden harcamayı alışkanlık haline getirmiş bir toplumuz. Ukrayna krizi ile birlikte AB’de hanelerin bünyesinde güneş enerjisinden elektrik üretmeye yönelik büyük bir talep artışı söz konusu. Önde gelen batılı ülkeler de bu konuda gerek yasaları gerekse de yatırımları ve teşvikleri ile eğilimi desteklemekteler. Enerji ithal eden bir ülke olarak Türkiye’nin de doğal kaynaklardan bireysel enerji üretimi, çevresel etkiye yönelik vergi ve teşvikleri devreye alması gereklidir ve bu konuda herşeyi baştan keşfetmesine gerek yoktur. AB mevzuatını sıkı takip bu yönde oldukça büyük mesafeler aldıracaktır.

Bunun dışında özellikle son 20 senedir ülkemizde doğaya karşı gerek siyasi hedefler, gerekse de rant uğruna sistematik bir yok etme programı da devrede. Tüm bunlara acilen son verecek bir yönetim anlayışına Türk insanın çok büyük ihtiyacı var. Bunu sağladığı takdirde tarım gücü geri gelecek, sanayisi de ona göre disipline girecek ve ana pazarındaki kaygıları da paralelinde gidererek rekabette geriye düşmeyecektir.

Sürdürülebilirlik kavramının temeline sadece insanın değil tüm gezegenin dahil edildiği bir anlayışa ihtiyacımız var bu iş yaşamından, politikaya, devlet yönetiminden bireysel tutum ve davranışlarımıza kadar uzanan bir kültürü oluşturmamız gerekmekte.

Bu hali ile önümüzdeki seneler boyunca sürdürülebilirlik konusu iş hayatının en önemli konularından biri olacağı için, iş liderlerinin kendi yetki alanları içerisinde bu konu her zaman ajandalarında ilk sırada olmak zorunda.

Bu ajandayı sürekli kılmak için de bir modeli sürekli göz önünde tutmak gerekiyor o model de:

İyi çalışan, iyi vatandaş, iyi insan kurgusunda çalışan organizasyonlardır.

One thought on “2023 +”

Yorum bırakın