2020’li yıllar

Boomers in the next decade: Working longer, living better - USC Leonard  Davis School of Gerontology

2020’ye damgasını vuran Covid 19, global salgına dönüşmesi ile birlikte 2020’li yıllar boyunca tecrübe edeceğimiz önemli değişimleri de tetikleyen bir özelliğe sahip oldu.

Salgının etkileri en çok ve en hızlı hizmet sektöründe ortaya çıktı. Türkiye ekonomisinde % 60 civarında paya sahip olması nedeni ile hizmet sektörü çok ağır etkilendi, belli bir sanayi programının olmadığı ülkemizde, ekonomideki payı % 30’lar civarında olan sanayimizin, genel olarak katma değeri düşük ürünlere odaklanmış olması sonucu yaşanan kayıpları karşılama konusunda da önemli bir etkisi olmadığını söylemek mümkün. Bu hali ile 2018 itibarı ile daralmaya başlayan ekonomimizde salgınla birlikte işler mecburen sarpa sardı.

İlk dalganın yaşandığı dönem sonunda işine dönemeyenlerin %80’e yakınının hizmet sektöründen olması ve durumun belirsizliğini koruması genel gidişatımız açısından kaygı verici boyutlara ulaştı, bu durumun yaratacağı düşük istihdamın ülkemiz açısından sosyal problemlerde artışa neden olacağını kestirmek güç değil. Buna paralel olarak iç tüketimin uzun süre zayıf kalacak olması, dış satıma ve doğal olarak en büyük müşterimiz olan AB talebine bağlı kalmak anlamında riskimizi arttıracaktır. Bunların sonucunda kamu bütçemizin de hırpalanması ile yatırımların duracağını/azalacağını tahmin etmek zor değil.

2021 yılının eriyen rezervleri tamir etme, kaybolan güveni tesis etme, devamlı değer yitiren Türk Lirasına çare bulma yılı olması gerekiyor, bu açıdan zor bir yıl olacak.

Pandemi ile birlikte ilk yıkıcı değişikik: Hız

Çin’in 10 günde pandemi hastanesi yapıp devreye alması dönemin karakterini anlatan en önemli olay olarak öne çıktı.

Aralık 2020 itibarı ile birbiri ardına açıklanan aşı çözümleri de bu hıza ayak uydurmuş durumda. Hatırlanacağı gibi Mart 2020 civarında aşının 2021 sonu hatta 2022 yılına ancak yetişebileceği yorumları otoriteler tarafından dile getirilmekteydi. Ancak 2020 sonu itibarı ile “Hız” kavramına sağlık sektörü de dahil oldu.

Günlük hayatın online ile artan oranda birleşmesi ile birlikte tüm insanlıkta hız beklentileri çok üst seviyelere çıktı. Bu nedenle genel olarak hizmet ve ürün satışlarında kalite ve maliyet artık standart zorunluluklar olarak kabul edilmekte iken başarı için hız ve kesinlikte uzmanlaşmak gereklilik haline geldi. İş yaşamına pandemi ile birlikte yerleşen bu hız olgusunun hayatın tüm aşamalarına nüfuz edeceğini de kabul etmek gerekiyor . Dolayısı ile sadece iş yönetiminde değil toplum ve devlet yönetiminde de bunun etkilerini 2020 sonrasında  göreceğimizi tahmin etmek yanlış olmayacaktır.

Uluslararası Serbest ticaret anlaşmaları

Tanzimat döneminden kalan alışkanlıkla Türkiye’nin sorunlarına yönelik çözüm beklentileri genelde yüzeysel ve geçicidir. Benzer yaklaşımı pandemi ile birlikte toplum olarak göstermeye devam ettik. Salgının Çin’de başlaması ile birlikte Çin menşeili üretimin önemli bir kısmının Türkiye’ye kayacağı , düşen kurla birlikte AB’nin üretim üssü olacağımız ve ekonomimizi bu şekli ile toparlayacağımız iyimser hakim görüş olarak ortaya çıktı. Bunu geçici ve kısa bir süre geçerli olabilecek bir durum olarak değerlendirmek gerekir, bu hali ile Türkiye’yi 2030’a taşıyacak bir çözüm değildir. Nedeni de sonbahar başında öğrendiğimiz Vietnam’ın AB ile imzaladığı serbest ticaret anlaşmasıdır ki bizim AB üretim üssü olma hayallerimize çok büyük bir tehdit olmakla birlikte Gümrük Birliği anlaşması nedeni ile iç pazarımızın da rekabetçi Vitenam ürünleri ile dolmasına da yol açma tehlikesi vardır.

AB-Vietnam  serbest ticaret anlaşmasının akabinde, Kasım ayı içerisinde Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği kapsamında düzenlenen Bölgesel Kapsamlı Ekonomik Ortaklık (RCEP) görüşmesinde imzalanan, dünyanın en büyük serbest ticaret anlaşması da dünya ticaret dengelerini orta ve uzun vadede kökten değiştirecek  yeni bir ekonomik işbirliğini yarattı.

Ticaret, hizmetler, yatırımlar, e-ticaret, telekomünikasyon ve telif hakları gibi alanları kapsayan anlaşmanın muhattabının 2 milyar 200 milyon tüketicinin bulunduğu dünyanın en büyük serbest ticaret bölgesi olduğu değerlendirilirse, Türkiye’nin AB ile tek yönlü olan ticari riskini dağıtabileceği pazarlardan uzak olmasının bedelinin ne olacağını da alıgılamak mümkün olacaktır. İçinde bulunduğumuz dönemin yarattığı değişikliklere yönelik yeni bir kalkınma planı ortaya konuması durumunda yeni düzende Türkiye’nin de kritik rol üstlenebileceğini ama aksi durumda da geleceğinin zor olacağını bu yeni ticari birliktelikler kapsamında değerlendirmek gerekiyor.

Türkiye’de sanayi

Türk sanayisi, mevcutta uluslararası rekabete cevap verecek şekilde bir sanayi planı yürürlükte olmasa da düşük kur ve salgın sonrası tedarik risklerinin dağıtılması eğilimleri açısından ilk hareketi alabilecek bir potansiyele sahip durumda. Bu ilk hareketi doğru değerlendirmek için verim, kalite ve hıza önem verecek olan firmaların ekonomideki altyapı sorunlarının çözülmesi ve Türkiye’ye özgü sanayi programının belirlenmesi doğrultusunda küresel pozisyonlarını sağlamlaştırma şansı vardır. Bu açıdan Endüstri 4.0 ile gelmekte olan teknolojik imkanları, insan potansiyeli ile birleştirdiği noktada Türkiye’nin içinde bulunduğu coğrafi bölgenin küresel bir ağırlık merkezi olma hedefini gerçekçi bir zemine oturtur.

Firmaların özelinde ise dijitalleşme çalışmalarının bir akım olarak değil, sorunları çözmeye odaklı şekilde kurgulanması ve uygulanması yakın gelecekte başarıya ulaşmayı kolaylaştıracaktır.

Özet olarak salgın sonrasında oluşacak küresel ticari gelişmeler bağlamında genel olarak Türk sanayisinin,  özel olarak firmaların, doğru veya yanlış kurgulanması anlamında bir karar noktasına gelindiğini anlamak durumundayız.

Son derece muğlak ve değişkenliklerle dolu gelecek beş yılda firmalar bazında ayakta kalabilmek, büyümek ve başarılı olabilmek için firma sahipleri ve yöneticilerin de yeni bir bakış açısına sahip olmaları gerekiyor. Bu bakış açısı da “Senaryolarla Yönetim” olarak özetlenebilir.  Hızın ve verimin merkezde olduğu, teknolojinin ihtiyaçlar doğrultusunda doğru kullanıldığı, uzun dönemli katı planlamalardan çok, esnek ve değişkenliklere uygun, ortak akılla yönetilen yapılara evrilen, yaratıcı çalışanlara sahip organizasyonların pandemi sonrası süreçten korkması için ortada bir neden kalmayacaktır.

Firmalar ve iş modelleri insan odaklı hale geliyor

Sadece Türkiye özelinde değil, tüm dünyada pandeminin yarattığı toplumsal değişimlerin iş yapış tarzında iki önemli başlıkta etkileri olacağını değerlendirmek gerekiyor. Ancak bu iki başlığın da aslında tek bir odağı var: o da insan.

Tüketici davranışlarındaki değişiklikler, ürün ve hizmetlerde insan yaşamının ve hayat kalitesinin arttırılmasına yönelik çabaları da arttırdı. Pandeminin yarattığı toplumsal travmanın iş çözümleri açısından kitlesel inovasyonlara yol açtığını söyleyebiliriz. Sıkışan ekonomik şartlar altında ayakta kalma güdüsü teknolojik imkanlarla birleşip, daha önce düşünülmeyenleri gündeme getirerek kullanıma sunmaya başladı, bu şekli ile de iş hayatında yeni ve yaratıcı bir dönem başladı.

Bu bağlamda müşteri/kullanıcı deneyimi tüm iş dallarında gündeme gelirken, odağa müşteri yerine insan yerleşmeye başladı. Bu da iş yapış tarzında dışa dönük yüzdeki  değişim olarak düşünülebilir.

Bir de iş yapış tarzının içe dönük yüzü var ki o da insana dayanıyor. Süreç yaratıcı ve yetkin çalışanlara sahip olmanın önemini de iş dünyasına gösterdi. İşin kriz ve değişkenliklere dirençli bir şekilde sürdürülebilir olmasının da yaratıcı ve şevk dolu çalışanlara bağlı olduğunu anlayan organizasyonlar, süreçten güçlü çıkmayı başardı.

Bu bağlamda 2020’li yılların, “İnsanlaştırılmış” marka ve firmaların dönemi olacağını kestirmek mümkün

Tüketici alışkanlıklarındaki değişikler

Salgınla birlikte toplumun bir kesiminde evden çalışma ve uzaktan eğitim  nedeni ile evde geçirilen zaman arttı, bu artışla birlikte evde görsel içerik izleme de yükselişe geçti, bunun dışında internette gezinme, ev temizliği ve evin düzenlenmesi, tadilatlar, ev içinde egzersiz yapma, çevrim içi alışveriş artan ev aktiviteleri haline geldi.  Bu kapsamda yeme-içme alışkanlıkları da değişime uğradı. Evde yemek yapmanın artan ilgi alanı olarak öne çıkması ile birlikte, ısıt-ye türü önceden işlenmiş gıdaların tüketimi, paket servis yaptırma, restaurantdan sipariş verme de kimi zaman kısıtlamalar kimi zaman da virüsten korunma kaygısı ile hızlı artış gösteren alanlar. 2020 yılında Türk tüketicisinin atıştırmalık ürünlere ve içeceklere olan talebi de önemli ölçüde artmış durumda. Restaurantlar üzerindeki kısıtlamalar ve Türkiye özelindeki artan işletme maliyetleri ile birlikte hobilerdeki dönem karekteristiği sonucu gelişen beceriler sonucunda yeme-içme’ye yönelik hizmetlerde de yaratıcı çözümler ortaya çıkmaya başladı. Evlere butik aşçılık hizmetlerini de bu anlamda örnek olarak göstermek mümkün.

Ev içerisinde geçirilen zaman arttıkça sosyalleşme ihtiyaçları da artmaya başladı, salgının ilk aşamalarındaki kapanmalardan sonra yaz aylarında gelen serbestlik ile bu ihtiyaçları giderecek hobiler ve aktivitelerde de patlama yaşandı. Yine kapanma sebebi ile ortaya çıkan serbest zamanı değerlendirme açısından online sertifika ve eğitim programları, webinarlar patlama gösterdi. Bu dönemde kişisel gelişimine önem veren bireyler yetkinliklerini arttırdılar.

Yaşanılan sürecin direkt beden sağlığı ile ilgili olması nedeni ile spor dışında sağlıklı ve doğal beslenme, gıda ve vitamin takviyelerinde artış ile birlikte sağlık ve hijyen konusunda bilinç yükseldi. Buna paralel olarak da vitamin ve gıda takviyelerinde satışlar artmaya başladı öyle ki çay firmaları bile ürünlerine dönemin popüler vitaminlerini içerik olarak dahil etmeye başladılar.

Değişen tüketici davranışları doğrultusunda mobil çözümlerde de ciddi bir artış gözlemlenmekte. Farklı hizmetler sunan pazaryeri (marketplace) çözümlerinin sayısının ve çeşitliliğinin artması da bir aşamadan sonra tüketicide karar vermede zorluklar yaratmaya başladı. Akabinde pazaryeri olarak hizmet veren büyük platformların cirolarının dönem içerisindeki muazzam artışı ile birlikte ana odaklandıkları ürünler dışındaki alanlara da yayılma arzuları sektörde yeni bir eğilim olarak ortaya çıkmaya başladı. Yayılma sonucunun bu platformlar için başarı getirip getirmeyeceğini de önümüzdeki dönemlerde göreceğiz.

Online alışveriş sektörüne bağlı olarak kurye ve yurtiçi lojistik sektöründe de çok büyük bir talep artışı yaşandı. Pandeminin az öncesinde büyük karmaşa ve değer aşınması yaşayan sektörün de artan rekabet ve ciroya paralel olarak iyileşme gösterdiğini söyleyebiliriz. Mevcutta hızlı ve hatasız teslimi ön planda tutmaya çalışan sektörde önümüzdeki yıllar içerisinde insansız dağıtım çözümleri benzeri yıkıcı inovasyon yapabilecek firmaların çok hızlı büyüyeceğini de tahmin etmek doğru olacaktır.

Başta instagram olmak üzere, artan online alışverişe daha çok bireyin alıcı ve satıcı olarak katılmasını sağlamak üzere sosyal medya platformlarında da yenilikler geldikçe ticaretin bildiğimiz kurumsal kimlikten bireysele doğru kaymaya başladığını göreceğiz. Bu da devletlerin vergi gelirlerinde yeni düzenlemelere gitmesini zorunlu kılacak, bunu doğru algılayamayan devletlerin de durumu fark ettikleri noktada geri dönüşlerinin zor olacağını beklemek gerekiyor.

Online alışverişin artması ile paralel olarak tütketici/kullanıcı yorumlarının da öneminin gittikçe arttığını söylemek mümkün. Buna yönelik olarak özellikle pazaryerindeki yorumların tüketici kararlarındaki etkisinin artması sürpriz olmayacaktır. Online satış platformlarının alışverişteki alanlarının artması ile birlikte ürün/satıcı yorumları da bu platformlar için en az ürün kadar önemli hale gelecektir. Bu hali ile satıcıların teslim süresi, fiyat ve kalite konularında daha da zorlanacağını ve tüketici baskısını daha çok hissedeceklerini de öngörmek gerekiyor.

Düşen gelir nedeni ile dijital ortam ağırlıklı olarak Türkiye’de ikinci el pazarında ticaret hacmi artacaktır (giyim, ev eşyası vb). Bu açıdan ikinci el satış platformlarının da kısa dönem içerisinde adette ve çeşitte artış göstermesi şaşırtıcı olmayacaktır.

Toplumun çok önemli bir kesiminde sosyal paylaşım siteleri, görsel içerik izlemek için indirilen uygulamalar, fotoğraf ve video uygulamaları, çevrim içi oyunlar öne çıkan uygulamalar olarak göze batıyor. Bu uygulamalar alışveriş dışındaki yaşamda sosyalleşme araçları olarak artan bir ilgiye sahip.

Artan e ticaret ile birlikte satış noktaları mağazalarla birlikte bireyin evinden yöneteceği bir ortama dönüşüyor. Bu açıdan eğlence, paylaşım ve ticaretin birleşmesi dünya üzerindeki e ticaret içerik beklentilerini bir üst seviyeye taşımak üzere. Online satış sitelerinin yakın zamanda insanların alışveriş dışında biribirleri ile de iletişime geçebildikleri platformlara dönüşmesi beklenebilir. Salgın ile birlikte bilgi paylaşımının değeri katlanarak arttı. Ürün ve hizmetlerde insanı gözeten çözümlerin paylaşıma açılması sonucunda işbirliği içerisinde toplumların topyekün ilerleme imkanlarının ortaya çıkacağını da beklemek lazım. Gün geçtikçe dijital ortama uyum sağlayan tüketicilerin de önemli bir kısmı teknoloj kullanımını eğlenmek, eğitim almak, arkadaşlık ve sağlık tavsiyeleri açısından verimli hale getirmeye çalışıyor, bu amaçla yeni beceriler elde ediyorlar bu sayede de insanların bir kısmının ‘‘kendin yap’’ yöntemine devam edeceğini düşünmek yanlış olmaz. Bu bağlamda sadece ürün satmanın dışında, müşterilerin başkalarına daha az bağımlı olacak şekilde becerilerini geliştirmelerine yardımcı olacak çözümler üreten markaların başarılı olacağını öngörmek zor olmayacaktır.

No Code Mindset

Eninde sonunda ortaya çıkacağını bildiğimiz imkan da bu dönem yaygınlaşmaya başladı. Online startuplar için gerekli olan tüm temel dijital araçları artık kodlama öğrenmeye gerek kalmadan kullanmak mümkün hale gelmiş durumda. Araçların çeşitliliği takibi zorlaştırsa da böyle bir yetenek çığır açıcı bir noktada olduğumuzu gösteriyor.

Bu sayede 10 yıl bitmeden iş yapma tarzlarımız çok büyük bir şekilde değişecek. No code mind set ile hız katlanırken dijitalleşme nedeni ile ortaya çıkmasından korktuğumuz iş kayıplarının da ortadan kalkması ve işlerin evrilmesi söz konusu olacak. Bunun gerçekçi bir söylem olabilmesi için yerel ve genel otoritelerin konu üzerinde akıl yürütmeleri ve yeni bir eğitim seferberliğini planlayıp uygulamaları gerekiyor.

No code mindseti iyi algılayan firmalar ve yöneticilerin şirket içi girişimciği tetiklemeleriyle, verim ve yaratıcılıkta patlama yaratma imkanları olacak.

Yapay Zeka form değiştirdi

Türkiye’nin şehir efsanesi tadında izlediği yapay zeka çalışmaları da bu dönemde form değiştirdi. Temel olarak tarihsel veri denizi içerisinde , verileri doğru yorumlayıp tahminler üzerine yürüyen yapay zeka çalışmaları, salgınla birlikte tarihsel verinin çöpe dönüşmesine şahit oldu. Ama buna çok hızlı bir çözüm de geldi. “Gerçek zamanlı yüksek frekanslı veriler” olarak tanımlanan yeni yöntem, özellikle bankacılık sektöründe risk hesaplamalarda kullanıma girdi. Basit olarak tarihsel veriler yerine anlık değişkenlikleri ve bunların birbirleriyle etkileşimlerini baz alan veri kaynaklarını kullanmak üzerine kurgulanan sistemin karışıklığı artsa da sonuçları daha güvenilir hale geldi.

Veri analizi konusu 2020’lerde ağırlıklı bir konu olmaya devam edecek. Veriye ulaşımın ülkeden ülkeye yasalar ve etik değerler açısından değişiklik göstermesi sebebi ile otoriterleşme ve demokratik yaşam arasındaki mücadelenin de sosyal hayatlarımızın bir parçası olacağını öngörmek gerekiyor. Bu açıdan da insanlığı zor bir dönem bekliyor.

Bireylerin de veri yorumlama ile ilgili olarak basitinden karmaşığına kadar çok farklı seviyelerde becerilerini geliştirmesi yeni dönem iş hayatı için önemli bir konu haline gelmiş durumda.

İş gücünde kalifiye çalışan/ kişisel gelişim

Türkiye bağlamında ekonominin % 60 civarına hakim olan hizmet sektörünün genel olarak vasıfsız çalışanlar üzerinde kurgulanması, pandemi ile birlikte sektörlerde ortaya çıkan işsizlik açısından büyük riskler taşıyor. Normale dönüş başladığında, değişen iş modelleri nedeni ile  kazançların eskiye oranla aynı seviyeye gelmesi pek mümkün olmayabilir. Bu durumda çalışan kesimlerin yetkinliklerinin yeni iş alanları için önemli olacağını düşünmek gerekiyor.

Zor şartlar altında geçimini sağlamak-sağlayamamak arasında gidip gelen kitlelerin kişisel yetkinliklerini arttırma konusunda bir çabalarının olmasını beklemek pek ayakları yere basan bir düşünce değildir. Bu halde sorumluluk  yerel yönetimler ile devlet yönetimine ait olmaya başlar. Türkiye’nin içinde bulunduğu verimsiz siyasi tartışma ortamından biran önce sıyrılıp bu toplumsal soruna yönelik bir seferberlik ilan etmesi gerekiyor. Ancak bu şartlar altında sanayiyi besleyecek yetkin ve yaratıcı iş gücü oluşabilir, teknolojinin yarattığı fırsatlar ekonomiye değer katacak girişimlere dönüşebilir.

Yorum bırakın